“Türkçe konuşamadığım zamanlarda hayat gerçekten zordu.”

Türkiye’nin başkenti Ankara’da sıcak bir akşamüstü Mohammed’in okuduğu üniversitenin kampüsünde yan yana oturan Enas (23) ve ağabeyi Mohammed (24) ile konuşuyoruz. Onlar yedinci yılına giren Suriye savaşı nedeniyle evlerinden ayrılmak zorunda kalan pırıl pırıl iki kardeş. Eğitimlerine devam edebilmek dişini tırnağına takarak çalışan iki kardeş, Türkçe öğrenmenin eğitim alanındaki hedeflerine ulaşabilmek açısından ne kadar önemli olduğunu anlatıyorlar. Türkçeyi akıcı biçimde konuşan ikili, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve UNHCR tarafından verilen Türkçe dil bursu çerçevesinde ortaklaşa uygulanan dil öğrenme programından faydalanıyorlar.

Aslen Rakkalı olan Mohammed, 2014 yılında ailesinin beş ferdini geride bırakarak tek başına Türkiye’ye gelmek zorunda kalmış. Giderek şiddetini artıran çatışmalar onu eğitimine ara vermek zorunda bıraktığında, üniversitede kimya mühendisliği okuyormuş. Mohammed olan biteni şöyle anlatıyor: “Bütün resmi evraklarımı geride bıraktım. Yanıma hiçbir şey alacak zamanım olmadı.” Ankara’ya gelişi de pek kolay olmamış. Eğitimine bıraktığı yerden devam etme kararı aldığında, Ankara’ya yerleşmeye karar vermiş. Ailesi de o zaman yanına katılmış. Bu konuda sözlerine şunları ekliyor: “Çok fazla insanın Ankara’ya okumak için geldiğini gözlemledim. Bence burası eğitim alma konusunda Türkiye’deki en iyi yer.” Türkiye’nin birkaç şehrinde gündelik işçi olarak çalışma deneyimi kazanan Mohammed, bu deneyimlerinden hem kendisi hem de ailesi için daha iyi bir hayat kurmanın tek yolunun Türkçe öğrenmek ve üniversite eğitimine devam etmek olduğunu anlamış.

“Türkçe konuşamadığım zamanları düşününce, hayat gerçekten de zormuş. İnsanlarla zar zor anlaşabiliyordum. Kendimi birçok kez işaret dili ile iletişim kurmaya çalışırken buldum,” diyor Mohammed. Başlangıçta ücretli Türkçe dersleri alan Mohammed, daha sonra öğrencilere üniversiteye kabul için gerekli dil yeterliliğini edinerek bunu belgelendirme fırsatı sunan yoğun bir dil öğrenme programına katılmaları amacıyla burs sağlayan, UNHCR destekli bir yükseköğrenim hazırlık programının ilanıyla karşılaşmış. Ona göre Türkçe öğrenmek yoğun çaba gerektirse de sonunda bütün çabalara değen bir deneyim. Mohammed şimdilerde dili daha etkin kullanmak üzere konuşma dilini geliştirmek için Türkçe filmler izlediğini dile getiriyor. Türkçenin farklı bölgelerde konuşulan değişik lehçelerini de öğrenmeye başladığını da esprili bir dille ekliyor.

Mohammed bir yılını üniversiteye bağlı, akredite bir yabancı dil öğrenim enstitüsünde Türkçe öğrenerek geçirmiş ve buradan ileri düzey yetkinlik (C1) sertifikası ile mezun olmuş. Ayrıca, bu program sayesinde aldığı yabancı dil yetkinlik sertifikasının üniversite eğitimine devam etme konusunda önünü açacağına ikna olmuş. Bir başka deyişle, Türkçe öğrenmek yeniden üniversite öğrencisi olabilmesi için ona ikinci bir fırsat sunmuş. Türkçe konusunda kendine güvenmeye başlayınca üniversiteye devam edebilmek için uygun fırsatları araştırmaya ve üniversitelere başvuruda bulunmaya başlamış. Çok geçmeden Ankara’daki Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin Arapça-Türkçe Mütercim Tercümanlık Bölümü’ne kabul edilmiş. “Mütercim tercümanlık alanında eğitim almanın bana profesyonel alanda pek çok kapı açacağını düşündüğüm için tercihimi bu yönde kullandım,” diyen Mohammed, bir konferansta çevirmenin yanına giderek işini yaparken onu izlemek için izin istediğini ve onun çeviri becerilerinden çok etkilendiğini heyecanla anlatıyor. Türkiye’deki iyi Arapça çevirmen sayısının sınırlı olmasından dolayı ileride çevirmen olarak çalışmanın kendisi için iyi bir fırsat olacağını düşünüyor.

Mohammed, ayrıca okuduğu üniversitede “Ortadoğu Araştırma Kulübü”nün de aktif bir üyesi ve bu doğrultuda kültürler ve topluluklar arasındaki bağların güçlenmesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Aktif olmaktan hoşlandığını ve kendisine yeni insanlarla tanışma ve yeni arkadaşlar edinme fırsatı veren her etkinliğe katılmaya çalıştığını da hevesle ekliyor. Dil becerileri, topluluğuna fayda sağlamasına da yarıyor. Mohammed, hastanelerde Suriyeli mülteciler için çeviri yaptığını ve birkaç proje kapsamında gönüllü olarak çalıştığını söylüyor.

Enas da ağabeyinin izinden giderek Türkçe programı bursuna başvurmuş ve kabul edilmiş. Mohammed, esprili bir dille kız kardeşi Enas’ın Türkçe öğrenmesinden önce ailede Türkçe bilen tek kişinin kendisi olduğunu, ailedeki herkesin her iş için kendisinden yardım istediğini ve Enas’ın Türkçe öğrenmesiyle hayatının nasıl kolaylaştığını anlatıyor. Enas, lise eğitimini Suriye’de tamamladıktan sonra oldukça kısıtlı olan Türkçe bilgisinden dolayı Türkiye’de bir üniversiteye kayıt olamayacağını düşünmüş ve bu sebeple Türkçe öğrenmeye karar vermiş. O, Mohammed’den farklı olarak hiçbir ön bilgiye sahip olmadan Türkçeyi dil derslerinde sıfırdan öğrendiğini söylüyor. Başlangıçta derslerde çekingen olduğunu ifade eden Enas, sonradan ilerleme göstermiş ve Türkçe konuşma konusunda kendine olan güveninin arttığını hissetmiş.

Enas, çocukluğundan beri hep eczacı olma hayali kurduğunu ve ilaçların isimlerini kolaylıkla ezberleyebildiğini söylüyor. Türkçe öğrenmekteki temel amacının üniversite eğitimine devam etmek ve Türkiye’de bir iş bulmak olduğunu anlatıyor. Yabancı Öğrenci Sınavı’na (YÖS) yeni giren Enas, bazı üniversitelerin mütercim tercümanlık ve sosyal hizmetler bölümlerine başvurmuş. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü’nden kabul alan Enas, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Arapça Mütercim Tercümanlık Bölümü’nden de kabul bekliyor. Eğer bu bölümden kabul alırsa, ileride ağabeyiyle bir çeviri şirketi kurabileceklerini ve birlikte çalışabileceklerini düşünüyor.